25 Ocak 2025
Milyar yıla bakmak...
Jurgen'in davullarını ter içinde yukarıya çıkardık ve o günün sabahı güneş bir başka güzel doğdu.
Şöyle: ►◄►◄
21 Aralık 2024
Duygular arası nabız notları
Death in Spring - Mondo Drag
I am Sea - Claw Boys Claw
Dounia - Rokia Traore
The River People - The Walkaouts
Somebody To Love - Grace Slick, The Great Society
Prison Song - Graham Nash
To The Forces - Hindi Zahra
Tarhatazed - Mdou Moctar
1000 Mirrors - Asian Dub Foundation
Pin A Rose on Me - Chuck Prophet
Astralplane - Blues Pills
Crossroad - Calvin Russell
As I Went out One Morning - Mira Billoute
Keep Going - Bozoo Bajou, Tony Joe White
Theory of Ghost - Piano Magic
Somebody Gotta Make A Move - Sonny Landreth
Space Camel - Ouzo Bazooka
I Try - The Bluesbones
Lon Forgotten Track - Thprbjorn Risager & The Black Tornado
Nothing in My Heart - John Hiatt
Plea From The Soul - Phafner
Supernatural - Vic Chesnutt
Longest Day - Soulsavers
Violence of the World - Midnight Choir
My Love is So - Calvin Russell
Emrah - Cem Karaca
26 Aralık 2023
Duygular arası adımlar için oktavlar
Minor Majority - The Dark Half
Robert Plant - Darkness Darkness
Patti Smith - China Bird
Elliott And The Untouchables - Hom To You
Birch Book- Werewolf's Eyes
Paal Flaata - Don't You Walk Away
Sivert Hoyem, Marie Munroe - My Thieving Heart
The Dolly Rocker Movement - The Ecstacy Once Told
Empyrium - Where at Night the Wood Grouse Plays
Mondo Drag - Rising Omen
Sofa Surfers, Mani Obeya - Out, Damn Light
Soulsavers - Longest Day
Geoffrey Oryema - The River
Andy Williams - The Exodus Song
Cem Karaca - Nem Kaldı
11 Mayıs 2022
I'm Not Sad
Küçük taş iskemleler, tahtalar, tenekeler, uçuşan kağıt parçaları. M vardı ve "M"ler, S ve D bazen "E"ler...
Kendi iç manzaralarımızı ortada üleştirirken Voynich el yazmaları gibiydik.
Gün batımlarından sonu olmayan döngülere kanat çırpan kırlangıçların sesleri, yarasaların gölgeleri.
30 Nisan 2022
Sızan tını
08 Şubat 2022
26 Kasım 2021
Dahilden sesler
Binekte ve yaya yolcuların güneşte titreyen uzak kıpırtıları, yuvarlanan çakıl taşları olarak not edilmişti; hatırlamamak mümkün değil. Yuvarlanışlarında yanıp sönerek parıldayan kenarları kıymetliydi. Birbirine değmeyen arpejler halinde dökülüyor hala ayaklarımın dibine. Rüzgarların yaprak koleksiyonu.. Soloları toplamaya devam, hiç bitmesin.
27 Mayıs 2021
Çayırlara iliştirdik
17 Mart 2021
Taç yapraklar uçuşurken...
Altı telli direkler boyunca uzaklaşmayı adımlıyoruz sonunda. Adımladıkça solosu yazılacak dışbükey bir şarkının aklımızı bulandıran kederiyle güneşi denizlere, ateşi sulara...
18 Ocak 2021
İri sololar...
30 Aralık 2020
"Duygular Arası Geleneksel Sessizlik Haftası"
Herkes yerini aldı. Kalakalışların sessizliklerine öncelik verdim. Onları bu yerleşme sürecinde ayakta bekletemezdim. Sunabildiğim en konforlu en içbükey durağanlık koltuklarındalar artık. Vedalaşamadan kaybolmaların ardında kalan düşüncelerin sessizlikleri ile vedalaşmanın ardından baş veren, taşları çatlatırcasına büyüyen o buruşuk çiçeğin sessizliği de buradalar. Diğerinin gidişinin ardından bakakalış sessizliği de hemen yanında yerini aldı; öyle nazikti ki yerleşmesi. Akıp giden zamanın içinde kendisini de nereye götürdüğünü hüzünle hisseden düşüncelerin derin sessizlikleriyle, yanında sevdiği ve sıcaklığında buluşan bakışların ardında yeşeren bahçelerin dingin sessizleri de yine yan yana teşrif ettiler ki onlar en erken gelenlerdi, sağ olsunlar.
Peter Green - Apostle
Japhlet Bire Atlas - Comptine D'un Autre Ete: L'apres Midi
Mark Lanegan - One Way Street
Trevor Green - The Must Be the Place
Husky Rescue - New Light Tomorrow
Hedonutopia - Çöl
Rival Sons - Destination On Course
To Leave - Shamrain
Geoffrey Oryema - The River
Sathya & Liliana - Gayatri Mantra
Hope Sandoval - Liquid Lady
Israel Nash - Rain Plans
31 Mart 2020
Süha - Hezarfen Turnesi - Büyük İstanbul Konseri
"Büyük Konser" denilince akla hemen bir stat ya da bir amfitiyatro ya da kapalı bir salon dolusu seyirci içeren dev bir konser alanı geliyor. Fakat bu konsere seyirci kitlesi açısından büyük demek mantıksız olurdu. Çünkü sadece ekip çalışanları, konserin duyurulduğu az sayıda bazı tanıdıkların ve onların kısıtlı olarak davet edebildiği bir avuç insanın izleyebildiği, yani seyirci açısından kalabalık kitlesi olmayan bir konserdi. Yalnız, ekipman olarak teknik açıdan ve bence içerik, kurgu ve kavramsal olarak muazzam olduğu için "büyük" ve gerçekten
07 Şubat 2020
19 Aralık 2019
"Kısa bir not"a dipnot niteliği
13 Aralık 2019
Süha - Hora
18 Nisan 2019
Yastığın Kıyıları
O yüzden onunla ilgili not ettiğim gözlemlerimi, özenle derlediğim varsayımlar listesini, bazı akşamlarda o çok ender bana duyurduğu ve işaretler veren kelimeleri, yıllar içinde biriktirerek bir düzene koyduğum o kelimelerle okuduğum cümleleri ve o cümlelerle yol alarak gittiğim yerleri onun bu nezaketine saygımdan dolayı burada sıralamayı doğru bulmuyorum.
Yastıktan söz açıldığı için mi yoksa her sabah yastıkta gözüm açıldığı için mi bilmiyorum ama işte böyle sessizliklerde sesini bana daha iyi duyuran, kafamın içinde dolaşan bu uğultudan söz etmeden olmazdı. Yastık dediğim; uykuya dalarken başımı yasladığım her şey tabii.
Ne zaman yastığa başımı yaslasam, denizin derinliklerine doğru keman sesleri gibi yayılan zihnimdeki uğultunun uzun uzadıya soloları eşliğiyle başlayan o serpiştirilmiş gizli kelimelerin girizgahı, bir süre sonra yerini çok daha derinlerden gelen yankılara, o gözlerimi titreten yankılara bırakır. Uzunca bir zamandır çok derinlerdeki bir mağaranın karanlığına damlayan su damlaları gibi cılız yükselen bu ağıtsı tınıları tam anlamıyla duyma gayreti göstermeden, kendimi hep akışına bırakıp dururum.
Beni hayattan alıp ölüme çeken ve ürkütücü şefkatinin kıyılarında günlerce gezdiren yankılardır bunlar; ben onlara ninni yankıları diyorum. Çünkü başka yankılar da var, aynı yastığın diğer kıyılarında, kıyılar arasında gidip gelen dalgalarda, dalgaların ortasında yükselen küçük adalarda, o adaların gün doğumu ve gün batımı kıyılarına vurmuş başka ıslak yastıkların kıyılarında, başka kıyıların köşelerine sinmiş başka yastıkların gözyaşı kıyılarında ve o kıyılardan çok uzaktaki derin suların yüzeylerine akıp duran başka yankılar da var. Onların hemen her birini isimlendirip, tasnif ettim ve bunu yapmaya da devam etmekteyim; bu tasniflerle oluşan ve gittikçe büyüyen bir kütüphanem de var. Ama ninni yankıları başka! Birkaç taneden fazladır bu ninni yankıları, hem birkaç taneden fazla hem de yastığın kıyılarına, o kıyılara eğilen esintilere ve o esintilerden çiseleyerek büyüyen dalgalara, o dalgaların kıyılara vurma hallerine, ilerlemesine, geri çekilmesine, aniden çarpıp milyonlarca parçaya ayrılmasına, ayrılırken de çıkardığı seslere, kendi sesiyle birlikte dökülen gölgelerine göre çeşitlilik gösterir. Her birine kendimce tanımladığım biçimler veririm. Bazıları çok belirgin bazıları ise kendine gömülen sesinde eriyen kıyı akıntıları gibidir. İçlerinden benim en çok duymak istediklerimle bana en çok duyurulanların teğet geçtiği bazı ninni yankıları ise birbirine aniden karışır ve o karışımdan zihnimin orta yerine çok özel ve çok net görüntülerden, bol tomurcuklu bir demet uzatır. İşte ben o anda onları, o çok ender zamanlarda parıldayan fısıltı kıpırtılarını tam anlamıyla duyma gayreti gösteririm ve aslında o kadar net duymakta olurum ki çok da çabalamamış olurum bunun için. Duymamla birlikte de ağır ağır uykunun öldüren dinginliğine, uyku denilen ölümün enginliğine doğru aktığımı hissederim tabii.
Uyandığımda ya da sisli denize dik uzanan kasvetli uçurumlardan aşağıya doğru düşerken irkildiğimde, gözlerimi açmış olmama rağmen, bu ninni yankılarının akisleri hala gözlerimi titretmeye hatta dilimde kuruyan bir fısıltı halinde dalgalanmaya devam eder. Sadece kafamın içinde değil, net bir şekilde dışında da duyabildiğim seslere dönüşmeye başlar. Unutmamak için hemen tekrarlamaya başlarım ve kısa bir süre sonra bu tekrarlamalar, zihnimin içindeki yine kendi tortularından oluşan değirmenleri döndüren sayıklamalara dönüşür. Bense savrulduğum kıyıda kalırım; ardından el sallayamadığım batmakta olan gemilerin denize saplanmış kalemler gibi görünen direklerine bakmakta olurum o sırada.
Kıyılardan kayalara, uykulardan hayata olağanüstü armoniler doğurarak gidip gelen bu yankıların sadece uğultu olduğunu zannettiğim zamanlar çok geride kaldı. Her birini not etmeye, sayıkladığı kelimeleri, anlattığı hikayeleri, yarım bıraktığı şiirleri, devam eden romanları saklamaya belki zamanım yetmeyecek. Belki değil elbette zamanım yetmeyecek ve her şey yarım kalacak bu dünyada. Ama en azından zihnim var olduğu sürece ve kendi zamanım bitene kadar bunları duymaya devam edeceğimi, bu seslerin beni terk etmeyeceğini umut ediyorum.
Gün içinde nerede olursam olayım, kalktığım yastığın o son gemilere baktığım kıyısından, o ninni yankıları eşliğinde bakarım dünyaya. Böylece kasvetten ıssızlığa akan bu ahenkli seslerin bazılarını, bildiğim ya da yeni duyduğum bir takım şarkılara benzetmeye başlarım. Biraz önce dağılan dalgaların hangi şarkılara sıçradığını aramaya koyulur, dinlediğim, duyduğum sayısız şarkılara şüphe ile bakmaya başlarım. Kıyılardaki kayalara çarparak paramparça olmuş başka gemilerin boşlukta savrulan yırtık yelken bezlerinin, şarkı kılığına girerek yamalı bir yorgan gibi üzerime örtüldüğünü hissederim.
Bu ninni yankılarına en çok benzeyen, daha ilk duyduğumda evet yastığımın kıyılarına vuran seslerden biri buydu dediğim en son şarkı da buydu işte: Mreyte Ya Mreyte (Khaled Mouzanar). Böylece kendime şimdilik sadece üç tanesini açıklamaya karar verdiğim günün üzerinden üç yıl geçmişken, bu yastığın bu kıyısında duyduğum ninni yankılarının üçüncüsü işte buydu. Hem de hiç şüphelenmeden...
Duyduğum yankıların içinden, çevresinde parıldayıp sönen kelimelerden oluşan halkalarıyla süzülerek gelen bir ninni yankısı. Dinlediğimden bu yana bu şarkıdaki bu sesler, aklımın içindeki halatlara tutunarak damla damla aşağıya doğru akar ve aktığı sırada, kıyısında durduğum, durdukça da ayaklarımın altından kumların çekildiği iç çekişler denizinin ufkunda, yankıların çarparak parçalar düşürdüğü sarp kayalar beliriverir. Kararan fırtınalı gökyüzünü delecekmiş gibi yükselmiş olan bu kayalara çarparak dağılan karanlık köpükler eşliğinde bir diğer ninni yankısı olan Mourning The Death Of Aase (In The Woods) yükselmeye başlar ve iki yankı arasında öyle bir savrulmaya başlarım ki, benliğimden çıkıp ben de bir yankıya dönüşürüm. Dönüşürken de bu kıyıların arasındaki derin ve çalkantılı denizin ortasına doğru sürüklenmeye başlarım. Eğer aniden düşersem, derinliklerden Atom Heart Mother ninnisi beni sarmalayacaktır bilirim ve düşmesem bile kendimi çoktan bırakmış olurum...

Ressam: Conrad Martens (1853) Koleksiyon: The Walters Art Museum
26 Mart 2019
2027 İkinci Yolculuk (Cicatrices)
Guilhem Desq, Zanfona'sıyla görünmez yelkenleri pupalıyor.
Bazı tınılar var ki, yankılarında iç bükey bir ayna parçası olmak istenir.
08 Mart 2019
Bir Gece Gezisi
Gün masumiyet gecesi, yas günü, fırtınalı bir gün ve dağın tepesinde
Alma, delikanlıya hiç bitmeyecek bir aşk şarkısı fısıldadı.
Söz: Amos Ettinger
Müzik: Meir Noy
28 Aralık 2018
İkinci "Duygular Arası Geleneksel Hüzün Haftası"
O gün, şurada hiçbir şeye aldırış etmeksizin bir şarkıyı alıp da ödüllendirmişim, ne de iyi bir kararla yapmışım bunu. Bu gün ise artan zorbalıklarla daha da sefalete sürüklenen dünyanın bu kenarında yine küçük bir ödül merasimi yapmak istiyorum. Yine aynı şarkı mı!? Evet, kolay kolay bırakmam ama bu defa yanına birini daha davet ediyorum. Ediyorum ki neredeyse ikisi aynı anda kapılacak kapılacak akıntıya... Bir konuşma hazırlamama gerek yok, önceki konuşmamı tekrarlayayım.
Bu sesleri, kendi dünyamın, bu senesinin giryezar köşem ilan ediyorum.
Till the waters, leaf and stream is all long gone...
16 Kasım 2018
Afrodit'in Çocuğu'ndan izler bırakan hatıra...
Vangelis (Evangelos Odysseas Papathanassiou) bu besteyi yaparken henüz 20li yaşların sonunda ve Aphrodite's Child grubuyla ve o anlarda hayatta olan Demis Roussos ile birlikte parıldıyordu.
Bu müthiş eserin bilinen ilk kaydı 1970 gibi görünüyor.
İlk olarak Frederşc Rossif'in yönettiği bir belgesel filmde (Animal Kingdom) kullanılmış.
O tarihten sonra da dünyanın bir çok yerinde ve yapımında yankılanıp durmuş.
Vangelis'in bir diğer şaheseri olan (Aphrodite's Child - 666 albümündeki) Aegian Sea (bilenler bilir) parçasının içinden yankılana yankılana doğmuş hüzünlü bir tınısı vardır bu eserin.., belki de Aegian Sea bunun içinden dalgalanıp uzanmıştır. Öylece birbirlerine karışan ama notaları birbirine değmeden salınan eserlerdir.
"La Petite Fille de la Mer"
