İlkbaharın son adımlarının fermente olarak değdiği
Değen büyük ziyaretlerin uçuşan polenlere eşliği
Eşliklerin notalara dönüşen kıpırdanan sessizliği
Kıpırtıların çoğalan güzel haberleri sezdirdiği
Dingin önsezilerin zihni taçlandıran serinliği
Adımlarımın iz bırakmaktan çekinerek geldiği
Ağaçların dizlerinde kaybolan destanlar dinlediği
Kaybolanlardan doğan yeni dizeleri örtündüğü
Acı mutlu gözyaşlarını taşların gölgelerine sığdırdığı
Tiradıdır; Bacon ya da Shakespeare ne fark eder ki;
yaşların değdiği nice taçların satır satır tariflendiği...
31 Mayıs 2026
30 Nisan 2026
Diz Uykusu
Beni bende tutan nazik lütfun şefkati; beni benden alıp bu kuytulara getirip dinlendiren.
Derinlere doğru kayboluyormuş gibi ilerleyen patikaların ulaştığı ağaçlardır; ömürlerinin izohips dizelerine bakakalışımı oluşturan..
Nicedir dizlerine koyup başımı, ne güzeldir diz uykusu, kuşatıcı, sakıngan...
Nicedir dizlerinin gölgelerinde çatısız küçük kulübeler yapışım ondan...,
Yanıma nabız atan adımlarımın özlemi ve içkin sololardan başka bir şey almadan,
Alışkın olduğum işte bu başka kervanlardır; hayatın bilge kabuklarında yol alan.
Beni benden alan zarif davetin merhameti; beni bende tutup bu köklere yaklaştırarak kendi sükunetine katan.
Bir kertenkele hızıyla kaçışımın hikayelerini uzaklarda bırakırken, bir kertenkelenin bakışında kaldığım durağan.
Öyle bir durağan ki, zamanın anlamına uzaktan bakabilmeyi sağlayan
İçinden yaşam kıpırtılarını sağaltarak kambiyum yatağının kıyısından doğan armağan
Yaylı Yidaki Tambur Kulübesinden ağır ağır besteler rayihası yayan.., durrmayan...
Derinlere doğru kayboluyormuş gibi ilerleyen patikaların ulaştığı ağaçlardır; ömürlerinin izohips dizelerine bakakalışımı oluşturan..
Nicedir dizlerine koyup başımı, ne güzeldir diz uykusu, kuşatıcı, sakıngan...
Nicedir dizlerinin gölgelerinde çatısız küçük kulübeler yapışım ondan...,
Yanıma nabız atan adımlarımın özlemi ve içkin sololardan başka bir şey almadan,
Alışkın olduğum işte bu başka kervanlardır; hayatın bilge kabuklarında yol alan.
Beni benden alan zarif davetin merhameti; beni bende tutup bu köklere yaklaştırarak kendi sükunetine katan.
Bir kertenkele hızıyla kaçışımın hikayelerini uzaklarda bırakırken, bir kertenkelenin bakışında kaldığım durağan.
Öyle bir durağan ki, zamanın anlamına uzaktan bakabilmeyi sağlayan
İçinden yaşam kıpırtılarını sağaltarak kambiyum yatağının kıyısından doğan armağan
Yaylı Yidaki Tambur Kulübesinden ağır ağır besteler rayihası yayan.., durrmayan...
20 Mart 2026
Heybelerinekinoks
Heyecanı, ince kollarına uzanan gizli titreşimden anlaşılıyor,
Kalbi küt küt atıyor, parmak uçlarından taze çiçekler fışkırırken.
Günlerce önce başlayan ince çiselerle yıkanıyor sessiz gövdeleri,
Duran bir anın kazandığı anlamdan doğan eşsiz solonun armonisi.
Hesabını tutması zordur, yapraklar gibi akıp giden zamanın,
Düşleri istatistik ilmeklerine bağlamanın beyhude rüzgârı.
Her yıl, kendi vaktinin geçmişine artan dakikalar bırakırken,
Geçen kıştan gelen göçmen kuşların taze selamını getirişi.
Kendinden geçmiş, bir hammond solosuna binmiş usulca gidiyor...
Sanma ki yirmi birindedir bu seferde gelecek ziyareti
Bahar ki artan zamanları da yüklenmiş hırkalı bir eşektir
Gün evveline şimdiden tomurcuklanan mısralar savuruyor...
Kalbi küt küt atıyor, parmak uçlarından taze çiçekler fışkırırken.
Günlerce önce başlayan ince çiselerle yıkanıyor sessiz gövdeleri,
Duran bir anın kazandığı anlamdan doğan eşsiz solonun armonisi.
Hesabını tutması zordur, yapraklar gibi akıp giden zamanın,
Düşleri istatistik ilmeklerine bağlamanın beyhude rüzgârı.
Her yıl, kendi vaktinin geçmişine artan dakikalar bırakırken,
Geçen kıştan gelen göçmen kuşların taze selamını getirişi.
Kendinden geçmiş, bir hammond solosuna binmiş usulca gidiyor...
Sanma ki yirmi birindedir bu seferde gelecek ziyareti
Bahar ki artan zamanları da yüklenmiş hırkalı bir eşektir
Gün evveline şimdiden tomurcuklanan mısralar savuruyor...
27 Şubat 2026
Şubat için çiçek dürbünü
vadiler ki gölgeli resimler koleksiyoncusu
zamanın akışıyla uzayan tuvaller çaktı.
göğsünde liken yosunlarının kenarlarında
sudan gezegenlerdi, tepelere baktı.
Patikalardı, geçmiş yapraklarla akmaktaydı
yapraklar ki geçen kıştan göçmen kuşlar
durağanlığına nabızlayan ince yollar açtı.
zemininde yaprak halılarının desenlerinde
zarfsız mektuplardı, patikalara aktı.
Ormanlardı, patikalardan tepelere çıkmaktaydı
tepeler ki bulutlardan solo toplayıcısı
biten şarkıyı bir soloyla yenisine uğuldadı
yamaçlarında turgorlu dalların uçlarında
erkendi, çiçeklerdi çelik rüzgârlara açtı.
Baktı, aktı, adımladı...
31 Ocak 2026
Manzarasının girizgâhı
Bütün bu manzaranın, bu dağların, eğimlerine eğilmiş ağaçların,
ekinoks hatıratını imzalayan kuş rotalarının, bütün bu şiirin hepsi
son mısraı için ellerinde kovalarla sıraya girmiş heceleriyle bekler;
beklemenin uzay geometrisi denklemlerini hikaye eder...
Unutmamak için bir kağıt iliştiriyorum kar altına,
kararan ay diyorum ardındaki karaltına
Kar altıgen mühürlerle istifleyecek mektuplarımı,
Mektuplarım ki beyazı toprak yeşilinden pürüzlü
Değil miydi toprak her şeyin ölümünü kucaklayıp dururdu,
Dururdu ki; göğsünden yenidoğanları iterek dışarıya milyonlarca gözle göğü seyreden...
Öyle ki; suya işlediği sololardan anlarsın repertuvarını.
Bütün bu orkestranın, bu atakların, yükseklere macunlanan seslerin,
bilinen bilinmeyen patikaları arşınlayan izlerin, bütün bu şarkının hepsi
son solosu için tırmanışa geçmiş, pentatonik üzüm taneleriyle bekler;
beklemenin hikayesini akışkan denklemlerle mısralara çeker...
Çalılar arasının yabancısı değilim, ilişirim ağaçların yalnızlığını bozmadan
Adımlanan mısralarla bütün bu şiirin tamamı, bütün bu gidişlerin, şarkıların
bütün bu yazdıklarımın tamamı o son söz içindir, başlamakta girizgâhından.
ekinoks hatıratını imzalayan kuş rotalarının, bütün bu şiirin hepsi
son mısraı için ellerinde kovalarla sıraya girmiş heceleriyle bekler;
beklemenin uzay geometrisi denklemlerini hikaye eder...
Unutmamak için bir kağıt iliştiriyorum kar altına,
kararan ay diyorum ardındaki karaltına
Kar altıgen mühürlerle istifleyecek mektuplarımı,
Mektuplarım ki beyazı toprak yeşilinden pürüzlü
Değil miydi toprak her şeyin ölümünü kucaklayıp dururdu,
Dururdu ki; göğsünden yenidoğanları iterek dışarıya milyonlarca gözle göğü seyreden...
Öyle ki; suya işlediği sololardan anlarsın repertuvarını.
Bütün bu orkestranın, bu atakların, yükseklere macunlanan seslerin,
bilinen bilinmeyen patikaları arşınlayan izlerin, bütün bu şarkının hepsi
son solosu için tırmanışa geçmiş, pentatonik üzüm taneleriyle bekler;
beklemenin hikayesini akışkan denklemlerle mısralara çeker...
Çalılar arasının yabancısı değilim, ilişirim ağaçların yalnızlığını bozmadan
Adımlanan mısralarla bütün bu şiirin tamamı, bütün bu gidişlerin, şarkıların
bütün bu yazdıklarımın tamamı o son söz içindir, başlamakta girizgâhından.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


