05 Temmuz 2010

ES ~

Genişçe uzanarak ses tellerimden dünyaya bebek ağlayışları sanılan şarkıyı söyleten. Kendisinin nasıl bir şey olduğunu ilk önce annemde tasvirleyen ve ılık bir deniz esintisi eşliğinde gökyüzünde gezinen gözlerimi indirip bakışıma yerleştiren. Kolumu kullanarak sevdiğimin saçlarının arkasından dolandırıp, burnuma yaklaşıp boynunun kokusunu algıma nakşeden ve eğilip retinamın ardından bir sümbül gibi titreyen gözleri izleten. Aklımın öğrendiği kelimeleri kullandırtıp, aklın bir yerlerde asla öğrenemeyeceği hisleri doğuran; şiir yazdıran, yazamayan biriysem yaşatan, armoniler yaydıran, bir enstrüman çalmayan veya müzisyen olmayana da içinden dışına besteler fışkırtan. Kayalara çarpan dalgaların milyarlarca köpüğe ayrılışındaki hissiyatı fizik kanunlarının ötesine çıkaran. Algı kapılarını ardına kadar açan, açılan kapılardan yeni kapılara açılan, aklıma eğilerek kendisini istekle anlamaya çalışan ilgimi cezbeden. Akıl ve bedenime temas ederek sevdiklerimle uyumumu sağlayan, küçük bir çocuğa, açan bir çiçeğe, sıcak bir selama ellerim vasıtasıyla dokunan, seven, hissettiren. Evrenin belirsiz bir yerindeki bu dünyada ve evrenin kendisinde, yaşamın aslında nasıl hüzün verici olduğunu ince ince anlatarak kirpiklerimden sular tırmandıran. İlk önce dingin hüznü öğreten, evreni insan gözlerinin ardından izleyen, o gözleri de uzaktan uzaktan süzen, o gözler ölse de yaşayacağı düşünülen ve düşündüğüm çok yakın ve öte varlık olan ; ruh, müziğin gıdasıdır.