26 Eylül 2009

Siyah Nehir


siyah bir nehir akar, kalbimin denize ulaşamayan deltalarında.. siyah bir melek yüzer ve ben ona ağıt yakarım içten içe.. bir kor olur, yanar durur ağaçlar, aydınlığa uçar kelebek bulamaz.. cennetin bir köşesine sığınmak için, atlarım siyah nehrin zarif gecesine.. ama hiç bir zaman hiç bir zaman açamam gözlerimi.. aydınlığa uçar kelebek bulamaz..

16 Eylül 2009

Çımacı

Denizcilikte, halat ucu anlamındaki 'çıma' yı, kâh iskeleye, kâh gemiye atan, bağlayan, savuran, kimi zaman gemiyi karaya düğümleyen, kimi zaman bırakan, karadan vapura gemiden karaya köprüler ve anlamlar kuran, tahta sürgülü demir korkuluklu köprüsünden herkesin geçmediği, yolcu vapurlarında sık rastlanan iskele yalnızlığının, hayatı kazanma ve görev gibi anlayışların insanla birleşen kelimeleşmiş hali.

Her hava şartında, iskele kenarında kimsenin umursamadığı bir karaltı gibi durur, oysa koca gemiyi bağlayandır iskele babası denen iskelelerin muhtelif yerlerinde bulunan demir kafalara... Sonra bir de hızlı hareketlerle tahta köprüleri sürüverir o demir kafaların şehri taşıyan ağırlaşmışlıklarından vapurun karnındaki düşüncelerin ayaklarına. Gemi sanki istemez karaya yapışmayı, arkasından deniz çeker gibi uzaklaşır hafifçe ve işte o sırada gerilir çımacının kalın ipleri ; Öyle ki o yüzden hep sökük sökük, lif lif duruşu görülür gerildikçe halatlar., vapur kusar içindeki kalabalığı önce, sonra şehir bir daha kusar vapurun içine, refüze edilmiş kalabalıklar birbirine karışır deniz ile şehir arasında.

Denizşehri olan diyarlardaki her ayak izinde, her seferde boynuna dev halatlar geçirilmiş iskele kafalarının infazî feryatları kalır, o yüzden gövdeleri tuz ve martı gırtlağıyla bezeli gemiye binmiş ve gemiden inmiş her beden, biraz acı bir hikaye bulaştırır şehre. Her çımacı çımacı değildir iskeleye ilk vardığında, yavaş yavaş çımacılaşır. Denize evrilen aklını taşıyan gözleri deniz fenerine dönüşür ağır ağır, martı çığlıklarıyla beslenir artık çay bardağı. Aklı, düşünceleri, kafası çımacılaştıkça; Kalabalıklardaki her bedendeki giysileri her giysideki ipleri görür. O yüzden elleriyle değil tüm bedeniyle bir anda kavradığı halatları bütün insanların düğmelerinden de geçiriverir. Kimisini denize iliklerken, kimisini dönmemecesine karanın iskele babalarına, o hergün halatlarla boğulan kafalara mıhlayıverir, kimse farketmez, vapurdan iskeleye sürdüğü tahta köprüyü tekmeleye tekmeleye geçen fütursuz deniz yolcuları da...

Bu deniz yolcuları dikkatle bakıldığında aslında hiç de deniz yolcuları değildir. Tek dertleri bir kara(nlık) dan bir kara (nlık) ya geçmektir. O yüzden deniz değil düpedüz kara yolcularıdır onlar. Gittikçe denizden uzaklaşan kara yüzleri ve durmadan çalan cep telefonları eşliğinde sakil bir alay gibi geçer giderler eze eze denizleri.. Acıyla bir bağırır ki gemi, sesi iskele ötesi şehrin tepelerinde iki kez yankılanır ve her gece çımacı, halatlarını deliğinden geçirdiği dev iğneleri kendine batırır.

İşte, iskelenin feryatlarında debelenip duruyor gibi gözükse de çımacı, gişedeki deniz hatları görevlisinden, iskelede bekleyen tüm yolculardan, vapurun derinliğindeki çarkçıbaşıdan ve hatta kaptandan bile daha denizdir.. Tuzludur elleri kolları, denizi denizden bakarak görür, karada duran bir deniz eskisidir çımacı, daha da eskiyenleri de deniz neferi.. İşte çımacı her gönderdiğinde gemiyi ve yalnızlığında iskelenin, o izlere bakarak içer çayını ; Uzak uzak gemilere atarak çımasını.

10 Eylül 2009

Altan Urag / Moğol Folk Rock

Altan Urag / Rakh II
Türk lerin ata toprakları olan, Türkçe’nin ilk yazılı kaynaklarının; Türk adının geçtiği ilk Türkçe metinlerin varolduğu, Orhun Abideleri, Bilge Kağan, Kül Tigin, Tonyukuk yazıtlarının bulunduğu diyar ; Moğolistan ın 2004 başlangıçlı, genç nesil folk rock grubu Altan Urag.
İsmi Cengiz Han yazıtlarında geçen "Tahtın Varisi" anlamına gelmekte. Yaylılar ve vurmalıların ağırlıkta olduğu kalabalık bir ekipten oluşan Altan Urag, Moğol müziğinin özgün enstrümanlarına, batı enstrümanlarının da eşlik ettiği başarılı icraatlar sergileyerek, Moğol topraklarının müziğini evrensel yorumlamaktalar.
2008 yılının oscar ödüllerinde en iyi yabancı film dalında aday olmuş ve ülkemizde cengiz han adıyla gösterime girmiş mongol adlı filmin müziklerini yapmışlardır. Esas adı Made in Altan Urag olan bu albümde neofolk müzik sevenler için bir çok güzel parça mevcut.
Şimdiye kadar foal's been born [2004] made in altan urag (mongol original soundtrack) [2006] adlarıyla biri film müziği olarak iki albüm çıkarmış grup, daha da üretken olacağa benzer.

03 Eylül 2009

incinmeyen karıncalar

Kimilerinin kendilerini veya yakınlık duydukları birilerini övgü ile dile getirmek için kullana geldiği doğa parçacıkları, -kısaca, çoğunlukla kendilerinden küçük canlılar diyelim-, neredeyse deyimleştirilmiş bir şekilde varlığını halen sürdürmekte. Muhtemelen dilin tarihi kadar eski olabilecek bu çıkarcı betimlemeler, esasında içinde hiçbir mantığı olmayan, kişilerdeki bencillik dağlarını daha da kabartan cümlelerden ibaret. Duygusal bir yanı varmış gibi gözüken ama sonu cinayete kadar vardırılabilecek yapıları olan bu cümleler seslendirilirken, dili süsleme zoruyla sarf edilen sözümona duygusal tonlamalar ve üstüne mimikler de eklenince daha da tuhaf bir hal alıyor.
Çoğunlukla kişilerin diğer kişiler için kullandığı bu konuşmaları bir de bazıları kendileri için birebir kullandıklarında ise, durum tam anlamıyla ego yağmuruna dönüşüyor. Tabi konuşmacı karşısında, bunları duyan veya dinleyenlerde de; onaylayan yarı hüzünlü sevecen kafa sallamalar, çok şaşırtıcı bir şey duymuş gibi şaşkın şaşkın bakmalar, “böyle insanlar da az bulunur” tavrıyla olaya hakim ve anlamış duruşlar, eğer iki kişiden fazla bir ortamsa devamı niteliğinde başka başka cümleler çıkarmalar, peşi sıra bakışmalar, fısıldaşmalar da takip ediyordur. Bir de bu ego yağmurunda şemsiyesiz boş boş bakanlar da oluyordur elbet.
Kendisinden bahsetmeye pek eğilim gösteren insan türünün, çoğunlukla kendince ve çevrelendiği değerlerce, hoş duruşu olan yanlarını dile getirmesi de buna paralel tavırlar içinde sayılabilir.
Sevgi, hassasiyet, duygusallık gibi insani ve ruhani iyi olduğu öngörülen vasıfların, kişilerdeki hayat buluşlarının ifadesi için, insan karşısında aciz olan diğer canlıların neden kullanıldığı ise; yine sonu yoketme eylemine varan bencillikte gizleniyor. Özellikle hassas ve insancıl denilen kişilerin bu iyi niyetli hareketleri, bir öldürme öldürmeme fiiliyatına bağlanıyor. Kendinden küçük canlıların, daimi öldürülesi bir durumları varmışçasına, -bir tabir olarak- katli vacipmişçesine bir tavırla, bir ot bile koparamamak, karıncayı bile incitmemek, yolda salyangoza dahi basmamak, hatta işi daha da derinleştirerek klasikleşmiş deyimlere deyim eklercesine, bir akrep bile öldürememeye kadar varmakta.
İnsanın bir karıncayı öldürmesi çok olası, hatta normal bir şey de aralarında bazıları var ki onu dahi yapmıyor. Ne büyük başarı, ne büyük varoluş.
*/*/*
Topluluğu içerisinde hassas, insancıl, duygusal, nazik ve benzeri sıfatlara yakıştırılan ya da daha iyimser olarak çevre bilsin bilmesin kendileri böyle olan kişilerin, kendi egolarını akıllarına bile getirmeyip, (yani kendinden bahsetmeyen karınca incitmezleri düşünelim) tümüyle yalnız başlarına yapageldikleri bu küçük özgün hareketleri kendi özgür iradelerinden kıskıvrak yakalanıp onun tüm yaşamına, karakterine yapıştırılabiliyor. İkinci şahıstan birçok şahıslara doğru yola çıkan böylesi methiye cümleleriyle birleştirilen bu kişinin içindeki kişi ile anlatılan kişi arasında tuhaf bağlar kuruluyor. Bir kişinin “o kadar iyi biridir ki” olması, ufak hayvan katliamlarına, olası cinayetlerine bağlanıyor. Ortaya bu cinayetleri işleyen insanların iyi ama biraz umarsız, işlememek için çaba sarfedenlerin de mükemmel olduğu sonucu çıkartılıyor.
*/*/*
karınca dedi ki : “o karıncayı bile incitmez” ama .. piknik yapmaya gittiğinde en karıncasız yeri seçer … dönerken çöplerini bırakır / … ama ıstakoza bayılır… / ama bir ömür boyu insanların kafasına basar, yakın çevresine manevi eziyet eder, gün gelir dönüp onlara ben sizin için çabaladım hep ! diyebilir.. “
***karıncaya basmamaya çalışan birinin iyilik oranı onun görünen kısmının izdüşümü.