Labels

Defterî (40) Edebî (49) Fotoğraf (13) Grafik (28) Însan (40) Malûmat (7) Mûzik (60) Tasarınâme (9)

09 Temmuz 2020

Bir yerlerden...

Kenar notlarımı topluyorum şu sıralar. Kıyı masallarını, köşebaşı ıslaklıklarını; giryezar manzaralara atıfta bulunan arızalı kelimeler... Birkaç atılgan mısra, cilalı kafiye, kağıtların buruşukluğuna göz kalemleri akmış ölçüsüz heceler. "Bir "Hıçkırıklar Novellası" çıkabilir mi bundan? diyorum kendi kendime ya da "Yüksek Gözyaşı Mahkemesi İddianamesi". Sağda solda, çekmecelerde, kitap aralarında, eski bir çantanın kıvrılmış köşesinde, rutubetli zindan duvarı yazıları. ... ... Pencerelerden de dökülüyor eski buğulardan birkaç satır, belli belirsiz okunuyor bazıları arada bir gelen kuşların kanatlarına bulaşmış belli, dağılıp gitmiş hepsi... Büyük bir maden değil, çok önceleri talan edilmişliğiyle tahtaları hala dayanıyor olabilir. Çekip çıkarken dışarı, kapı menteşelerine sıkışmış karşılamaları görüyorum bir an, "hoşgeldin" leri, selamları... Kendi başlarına senfonidir onlar, onları da alıyorum yanıma... ... ... Üç noktaları sonradan ekleyeceğim kendime şafak çizgileri olarak koyuyorum. Dışarıda diğer kenarlara koşarcasına yürüyorum, güneşin titrettiği görüntülerin içinde rüzgara eşlikçi uçuşan küçük kağıt parçaları, hangileri benden kalan? Her biri bir parça not barındıracak değil ya! Ama her birinin hikayesi olduğunu kim reddedebilir ki? Terk edilmiş kağıtların, uçuşan edebi mezarlığı. Dur! Geliyorum aşağı...

30 Haziran 2020

04 Haziran 2020

Tuhaf Meyve

Sadece rengi yüzünden yüzyıllardır ötelenen, eziyet edilen, dövülen,

meydanlarda darağacına, kırsallarda diğer ağaçlara asılan siyah derili insanlar...

Eski bir dostumun dediği gibi: Ağaçta olmaması gereken tuhaf meyveler.



31 Mart 2020

Süha - Hezarfen Turnesi - Büyük İstanbul Konseri

#süha #suha #suhamusic #hora #horaep #hermes #hezarfen
Dünya ile birlikte bu diyarlar da üzücü viral günlerin içinden geçiyor. Bunun için not düşülecek bir şey yok, ama zihinlerden geçen milyonlarca düşünce var elbet. Şu günlerin tüm bilgileri,  üzücü haberleri,  can kayıpları saniyeler bazında tutulan bir günlük gibi her yanda nice notlar halinde zaten birikiyor. Bu notlar düşülürken ben burada biraz başka bir şeyden, notların değil havadan notaların düştüğü bir konser gecesi hatırasından söz edeyim. Yaklaşık altı ay önce; 2019 Sonbaharı'nda (19 Ekim) İstanbul - Üsküdar Meydanı'nda icra edilmiş ve benim de yakın bir seyirci olarak bulunduğum o muhteşem müzik gecesinden.  Evet; Süha'nın Büyük İstanbul Konseri:..

"Büyük Konser" denilince akla hemen bir stat ya da bir amfitiyatro ya da kapalı bir salon dolusu seyirci içeren dev bir konser alanı geliyor. Fakat bu konsere seyirci kitlesi açısından büyük demek mantıksız olurdu. Çünkü sadece ekip çalışanları, konserin duyurulduğu az sayıda bazı tanıdıkların ve onların kısıtlı olarak davet edebildiği bir avuç insanın izleyebildiği, yani seyirci açısından kalabalık kitlesi olmayan bir konserdi. Yalnız, ekipman olarak teknik açıdan ve bence içerik, kurgu ve kavramsal olarak muazzam olduğu için "büyük" ve gerçekten

07 Şubat 2020

28 Ocak 2020

Geriye dönük kitap önerilerim

1- Seyfi Dadaruhi - Figuranlık Günleri
2- İhsan Uzun - İstanbul'un Dehlizleri
3- Hayri İrdal - Osman Hamdi'nin Ziyaret Saati
4- Yakup Cansever - Kurbağa Gözlemcisi
5- Galip Salik - Rüya Küpürleri Müzesi
6- Roderick Usher - Madeline ve Edgar'ın Düğünü
7- Robinson Crusoe - Daniel'in İftiraları
8- Esther Greenwood - Victoria Lucas'ın Fırını
9- Gregor Samsa - Newton ve Toplumsal Adaletsizlik
10- Tobias Mindernikel - Thomas'ın Cinayeti

Temin edemediğin olursa haber verirsin.

09 Ocak 2020

Som Bahar İçin Adım Bohçaları



Bu öyküm, Kayıp Rıhtım Aylık Öykü Seçkisi'nin #126. Ocak sayısında yayımlanmıştır.

Geri dönerken ikimiz de gölgemizin isteksizliğine şahidiz. Sayısız kum saatinin nadide görkemlerle akıttığı zamanın şefkatli kumsalındayız ve her adımımızda yeni gezegenler görür gibiyiz. Geri döndüğümüz yön de kötü değil; gölgemizin isteksizliğini ikna etmeye çalışarak iki yandan koluna giriyoruz. Çok da üzgün sayılmaz ama bizimle olmasa bile burasıyla vedalaşmanın burukluğu ile hafif hafif dalgalanarak yürüyor. Biz de onun adımlarına uyum sağlamaya çalışıyoruz. Nezaketimiz adımlarımıza yansıyor, zamanın değirmeniyle oluşmuş kumsalda ayak izlerimiz de kendimiz kadar hafif, üzerine gelen yumuşak dalgalarla uçuşan virgül gölgeli kelebekler halinde arkamızdan başka yolculuklara çıkıyor. Neredeyse her bir adımda durup, gerideki kelebeklerin her birinin uçup ulaştığı yerlere ayrı ayrı ziyarete gitmeye zaman ayırmak istiyoruz. Kelebek ziyareti kısa olur. Üçümüz de biliyoruz ki şimdilik hâlâ yeşil yapraklar. Fakat dingin, sarı bir evrenin bigbang çekirdeğinin içinden geliyor tıkırtılar.

Güneş, serinliğin belleğine doğru eğilirken, yakında tohumlar evlerine, sıcak odalarına çekilecekler. Onların loş evlerinin pencerelerinden eski filizlerini izlemelerine eşlik etmeyi umduğumuzu dile getiriyoruz konuşmadan. Gölgemiz biraz teselli oluyor bundan. Güneş eğildikçe, onun boynu gün doğusuna doğru uzanıyor, biz kuzeye ilerliyoruz. Yürünecek en güzel kıyılar, dünyanın güneşi denizlere battığı yerlerde değil midir? Ateşi sulara…

Bakışlarımıza henüz yansımamış milyonlarca düşünce gözlerimizin ardında sıraya girdiğinden, tüm zamanlarımızı sarmalar gibi tutuyorum elinden. Bir şarkının içinden geçer gibiyiz, adımlarımızdan notalar aksederken. Gideceğimiz yer de çok uzak sayılmaz giderek uzaklaştığımız bu sahilden. Orada da içinde nefes alış verişlerimizden doğan evrenlerin genişlediği küçük bir evimiz var. Orada da bizden kalma izlerin minderlere yaslandığı hatıralarımız var. Bir daire; sobalı değil, kaloriferli ama olsun. Klasik manzara tablolarındaki bacası dumanlı düş evleri gibi görünmez ama yine de şiirlere layıktır. Kafiyelidir duvarları, koltukları dingin, kapısı kavuşmalara aşinadır. İçe dönük cumbasında İzzet bakışlı kedimiz uyumaktadır. Penceresinden bu gökyüzünü izlediğimiz, uzaklara dalan bakışlarımıza bizimle eşlik eden bir daire, bizimle birlikte yaşayan, bizimle coşan, bizimle durağan, hüznü derinden, neşesi kendinden, devranımızla uçan bir daire! Üflesen durmaz…

Şimdi, özgül ağırlığını yitirdiğinden, çevremizde sadece sezgiler halinde salınan kelimelerimizi okuya okuya yürüyoruz. Gelen rüzgârlara yaprak dökmeye namzet bir ağaç gölgesine büyüyor gölgemiz, yaklaşan hikâyelere ışık tutan bol rüzgar güllü bir deniz feneri gibiyiz. Helezon merdivenlerinde birikirken resimlerimiz, bu dünyanın bu kıyısına veda edecek değiliz, etmiyoruz da… O yüzden üzülme! Şimdi gidiyor olsak da, daha sonra uçan dairemizin penceresinden bakarken okumaya bıraktığımız bu liriğin işte tam da şu an içindeyiz. Böylece ayak izlerimizle tüm mısralarının altını çizeceğiz.