15 Şubat 2019

Çaresizlik Öğrenciliği

"Öğrenilmiş çaresizlik" hakkında yazılı düşünürken...
Bu iki sözcüğü yan yana duyduğumda, tam tarif edemeyeceğim buruk hisler duyuyorum. Buruk kelimesi de çok yeterli sayılmayabilir, buna hüzünlü başka birtakım hisleri de eklemem gerekir. Bu sözcükleri duyduğumda bu iç burkan hislerle birlikte, bu sözcüklerle ilk tanıştığım genç yıllarımdan bu yana zihnimin kaydettiği görüntüler canlanıyor gözümde. Bu görüntüler, bu kavram hakkında çeşitli psikoloji makaleleri okurken gördüğüm deney görüntülerinden ibaret de değil. Çocukluğumdan bu yana gördüğüm ve zihnime kazınan bazı anların, olayların, seslerin bu sözcüklerle birleşerek arşivlenmesi durumu diyebilirim. Adına seçmeli denerek içi boşaltılmış psikoloji derslerinin dandik kitap sayfalarında beliren "küçücük bir kazığa ayağından bağlanmış fil ya da plastik sandalyeye bağlı duran at" görsellerini katmerleyen olayların üzerimize kurulan endüstriyel üretim parkurundan arka arkaya geçmesi değil midir yaşam?! İnsanın üretip geliştirdiği en korkunç şeylerden biridir çaresizlik eğitmenliği. Sandalyeye bağlı duran at resmine bakarak ata acıması insanın sefaletidir. Atın oradaki "aptallığına" üzülen zihin, öğrenilen çaresizliğe atıfta bulunur. Oysa atın uysallığını sömürerek çaresizlik öğreten o kara zihin hiç ele alınmaz. Öğrenilmiş çaresizlikte bile suçlu; öğreten değildir. Ve biz bunu tanımlarken bile edilgen sıfatlı tamlama kullanırız. Çünkü sıfatın bile içine edilmiştir.

30 Ocak 2019

Giryezar girizgahları...

Neresi terk edilmişse, orada iyi olacağımı bildiğimden, hemen oralara doğru yanaşmak çok eski bir alışkanlığımdır. O yüzden daha çok oralarda ve buralarda görünüyorum kendime son zamanlarda. Öyle ki terk edilmişliğinin durağanlığı benim yüzümden bir kıpırtıya kurban gitmesin, toza bulanmasın diye usul usul yanaşır ve varlığımı sezdirmemeye çalışarak çevresinde dolaşır ve sonunda bir kenarına otururum.
Bir zamanların belki de çok iyi bilineni, sıkça gelinen bir uğrak yeri olmuş olsa da terk edildiğinden itibaren başlayan unutulma süreci o eski bilinme döneminden çok daha güçlü bir dönem gibi gelir bana. Belki de beni de çeken o terk edilmişlik değil de o geçiş sürecinin kendisidir.
Terk edilmiş olan aslında terk edilmeden önceki halinden daha doludur. Uzunca bir zaman anıları biriktiren mekanizması durmuş ama geriye de üst üste yığılan anıların sessizliğini bırakmıştır. Başındaki ustası uzaklara gitmiş, otomatik bir matbaa makinesinin, karnındaki kağıtları bitirene kadar, üzerine baskılar basıp etrafa saçması, saçtıktan sonra da bir süre türlü tıkırtılarla boş boş devam edip ve nihayetinde takılıp kalması gibi.  ...

28 Ocak 2019

Geriye dönük kitap önerilerim

Gregor Samsa - Elma Çarpması
Tobias Mindernikel - Köpeğimin Hatıra Defteri
Jonathan Livingstone - Martı Katliamı
Rodion Romanoviç Raskolnikov - Serzenişler Mahkemesi
Robinson Crusoe - Daniel Defoe'e Mektuplar
Esther Greenwood - Bir Şiirin Özeti
Kaspar Hauser - Kayıp Çocuğun Karanlığı
Zebercet - Doğum Günü Resepsiyonu
Alaaddin Toptaş - Bulunamayan Hasan

28 Aralık 2018

İkinci "Duygular Arası Geleneksel Hüzün Haftası"

Geçen yıl ilki ağlanan hüzün haftasının yıl dönümüyle yine siz değerli sessizliklerle birlikteyim.
O gün, şurada hiçbir şeye aldırış etmeksizin bir şarkıyı alıp da ödüllendirmişim, ne de iyi bir kararla yapmışım bunu. Bu gün ise artan zorbalıklarla daha da sefalete sürüklenen dünyanın bu kenarında yine küçük bir ödül merasimi yapmak istiyorum. Yine aynı şarkı mı!? Evet, kolay kolay bırakmam ama bu defa yanına birini daha davet ediyorum. Ediyorum ki neredeyse ikisi aynı anda kapılacak kapılacak akıntıya... Bir konuşma hazırlamama gerek yok, önceki konuşmamı tekrarlayayım.

Bu sesleri, kendi dünyamın, bu senesinin giryezar köşem ilan ediyorum.
Till the waters, leaf and stream is all long gone...

Zindan Rindânı

Zihnindeki kelimeleri kaybetmemek için çalakalemdi elleri...
Öyle ki; sanki kağıtlarda derin çukurlar açıyordu,  her yanı çalakürek kazılmış mezarlarla dolu gibiydi. İçinden geçip gittiği dünyayı düşündü...
Dünya; ölülerin karman çorman birbirine karıştığı, evrenin devasa mezarlığı! Karanlığın parıldayan sulu gözü!
Nihayetinde kendi ıssız adasında veda eder insan, "keşke burada olsaydın" diyerek birisine... Geride bırakılan hep; ağlayarak hatırlanan güleç günlerdir...

18 Aralık 2018

Kısa bir not...

Yaşamın bu kenarını hatırlamak için buraya birkaç kelimeyi taşlaşmaya bırakmaya ne kadar istekli olduğumu bilmiyorum. Bakıldığında çok şeyi ifade eden ama ederken kımıldamaktan feragat göstererek zamana nöbet durmuş heykeller gibi...



13 Aralık 2018

Deniz Çocuğu

Dedi ki:
Motorun sesine katlanmak böyle huzur vermezdi;
gideceğimiz yer ada olmasa...