Labels

Defterî (40) Edebî (49) Fotoğraf (13) Grafik (28) Însan (40) Malûmat (7) Mûzik (60) Tasarınâme (9)

31 Mart 2020

Süha - Hezarfen Turnesi - Büyük İstanbul Konseri

#süha #suha #suhamusic #hora #horaep #hermes #hezarfen
Dünya ile birlikte bu diyarlar da üzücü viral günlerin içinden geçiyor. Bunun için not düşülecek bir şey yok, ama zihinlerden geçen milyonlarca düşünce var elbet. Şu günlerin tüm bilgileri,  üzücü haberleri,  can kayıpları saniyeler bazında tutulan bir günlük gibi her yanda nice notlar halinde zaten birikiyor. Bu notlar düşülürken ben burada biraz başka bir şeyden, notların değil havadan notaların düştüğü bir konser gecesi hatırasından söz edeyim. Yaklaşık altı ay önce; 2019 Sonbaharı'nda (19 Ekim) İstanbul - Üsküdar Meydanı'nda icra edilmiş ve benim de yakın bir seyirci olarak bulunduğum o muhteşem müzik gecesinden.  Evet; Süha'nın Büyük İstanbul Konseri:..

"Büyük Konser" denilince akla hemen bir stat ya da bir amfitiyatro ya da kapalı bir salon dolusu seyirci içeren dev bir konser alanı geliyor. Fakat bu konsere seyirci kitlesi açısından büyük demek mantıksız olurdu. Çünkü sadece ekip çalışanları, konserin duyurulduğu az sayıda bazı tanıdıkların ve onların kısıtlı olarak davet edebildiği bir avuç insanın izleyebildiği, yani seyirci açısından kalabalık kitlesi olmayan bir konserdi. Yalnız, ekipman olarak teknik açıdan ve bence içerik, kurgu ve kavramsal olarak muazzam olduğu için "büyük" ve gerçekten

07 Şubat 2020

28 Ocak 2020

Geriye dönük kitap önerilerim

1- Seyfi Dadaruhi - Figuranlık Günleri
2- İhsan Uzun - İstanbul'un Dehlizleri
3- Hayri İrdal - Osman Hamdi'nin Ziyaret Saati
4- Yakup Cansever - Kurbağa Gözlemcisi
5- Galip Salik - Rüya Küpürleri Müzesi
6- Roderick Usher - Madeline ve Edgar'ın Düğünü
7- Robinson Crusoe - Daniel'in İftiraları
8- Esther Greenwood - Victoria Lucas'ın Fırını
9- Gregor Samsa - Newton ve Toplumsal Adaletsizlik
10- Tobias Mindernikel - Thomas'ın Cinayeti

Temin edemediğin olursa haber verirsin.

09 Ocak 2020

Som Bahar İçin Adım Bohçaları



Bu öyküm, Kayıp Rıhtım Aylık Öykü Seçkisi'nin #126. Ocak sayısında yayımlanmıştır.

Geri dönerken ikimiz de gölgemizin isteksizliğine şahidiz. Sayısız kum saatinin nadide görkemlerle akıttığı zamanın şefkatli kumsalındayız ve her adımımızda yeni gezegenler görür gibiyiz. Geri döndüğümüz yön de kötü değil; gölgemizin isteksizliğini ikna etmeye çalışarak iki yandan koluna giriyoruz. Çok da üzgün sayılmaz ama bizimle olmasa bile burasıyla vedalaşmanın burukluğu ile hafif hafif dalgalanarak yürüyor. Biz de onun adımlarına uyum sağlamaya çalışıyoruz. Nezaketimiz adımlarımıza yansıyor, zamanın değirmeniyle oluşmuş kumsalda ayak izlerimiz de kendimiz kadar hafif, üzerine gelen yumuşak dalgalarla uçuşan virgül gölgeli kelebekler halinde arkamızdan başka yolculuklara çıkıyor. Neredeyse her bir adımda durup, gerideki kelebeklerin her birinin uçup ulaştığı yerlere ayrı ayrı ziyarete gitmeye zaman ayırmak istiyoruz. Kelebek ziyareti kısa olur. Üçümüz de biliyoruz ki şimdilik hâlâ yeşil yapraklar. Fakat dingin, sarı bir evrenin bigbang çekirdeğinin içinden geliyor tıkırtılar.

Güneş, serinliğin belleğine doğru eğilirken, yakında tohumlar evlerine, sıcak odalarına çekilecekler. Onların loş evlerinin pencerelerinden eski filizlerini izlemelerine eşlik etmeyi umduğumuzu dile getiriyoruz konuşmadan. Gölgemiz biraz teselli oluyor bundan. Güneş eğildikçe, onun boynu gün doğusuna doğru uzanıyor, biz kuzeye ilerliyoruz. Yürünecek en güzel kıyılar, dünyanın güneşi denizlere battığı yerlerde değil midir? Ateşi sulara…

Bakışlarımıza henüz yansımamış milyonlarca düşünce gözlerimizin ardında sıraya girdiğinden, tüm zamanlarımızı sarmalar gibi tutuyorum elinden. Bir şarkının içinden geçer gibiyiz, adımlarımızdan notalar aksederken. Gideceğimiz yer de çok uzak sayılmaz giderek uzaklaştığımız bu sahilden. Orada da içinde nefes alış verişlerimizden doğan evrenlerin genişlediği küçük bir evimiz var. Orada da bizden kalma izlerin minderlere yaslandığı hatıralarımız var. Bir daire; sobalı değil, kaloriferli ama olsun. Klasik manzara tablolarındaki bacası dumanlı düş evleri gibi görünmez ama yine de şiirlere layıktır. Kafiyelidir duvarları, koltukları dingin, kapısı kavuşmalara aşinadır. İçe dönük cumbasında İzzet bakışlı kedimiz uyumaktadır. Penceresinden bu gökyüzünü izlediğimiz, uzaklara dalan bakışlarımıza bizimle eşlik eden bir daire, bizimle birlikte yaşayan, bizimle coşan, bizimle durağan, hüznü derinden, neşesi kendinden, devranımızla uçan bir daire! Üflesen durmaz…

Şimdi, özgül ağırlığını yitirdiğinden, çevremizde sadece sezgiler halinde salınan kelimelerimizi okuya okuya yürüyoruz. Gelen rüzgârlara yaprak dökmeye namzet bir ağaç gölgesine büyüyor gölgemiz, yaklaşan hikâyelere ışık tutan bol rüzgar güllü bir deniz feneri gibiyiz. Helezon merdivenlerinde birikirken resimlerimiz, bu dünyanın bu kıyısına veda edecek değiliz, etmiyoruz da… O yüzden üzülme! Şimdi gidiyor olsak da, daha sonra uçan dairemizin penceresinden bakarken okumaya bıraktığımız bu liriğin işte tam da şu an içindeyiz. Böylece ayak izlerimizle tüm mısralarının altını çizeceğiz.

30 Aralık 2019

"Duygular Arası Geleneksel Hüzün Haftası"

Hüzün haftasının yıl dönümüyle yine siz değerli sessizliklerleyiz.
O gün, şurada hiçbir şeye aldırış etmeksizin ve sonraki sene şurada başımı kaldırmaksızın ama düşlerden.., birkaç şarkının içinden geçmiş gibiyim. Bugün ise buraya bazı şarkıları not ederek ödüllendirmek isterim.

Bu sesleri, kendi dünyamın "iç burkanları" ilan ediyorum.
Till the water's, leaf and stream is all long gone...


1• Dino Malito - Aurora (for Masanori Takahaşi)
2• Khaled Mouzanar - Mreyte Ya Mreyte
3• In The Woods... - Mourning The Death Of Aase
4• The Gentleman Losers - Ballad of Sparrow Young
5• Antimatter - A Portrait of the Young Man as an Artist
6• Green Carnation - Maybe
7• Riverside - The Depth of Self-Delusion
8• The Decemberists - Till The Water's All Long Gone
9• Wishbone Ash - Leaf and Stream
10• Easily Embrassed - The Coin Spinner
♪** Clint Mansell - The Last Man

25 Aralık 2019

Kibrit suyu

En küçük yolculuklara kadar hepsine "kriz" dendi.  Anlatması zordu; kelimeler, nezaketinden yolda tökezleyip yerlere düşüyordu. Arta kalanlardan duyabildiklerine kendileri anlam yüklüyordu. Bir sürü teşhis cenderesi, kap kacakları psikanaliz dolu. Olsun bütün adımlarıma nöbet desinler, belge belge tasnif etsinler. Sen varsın ya, yanımdasın ya bu yollarda.., hatta bazen yaptığın gibi bak şimdi sen çağırıyorsun beni ya bu çok güzel. Dur! Neredeyse unutuyor, yanımıza kibrit suyu almadan çıkıyordum. Bu senin, bu da ben de kalsın...

19 Aralık 2019

"Kısa bir not"a dipnot niteliği

Çok uzun bir zaman geçmedi ama yine de "nicedir" diyebilirim. Bu kelimeyi kullanmak, kendi kendime kazdığım maden serini tünellerin bana bakan loş duvarlarını çiçeklendiriyor. Derin ötelenme bahçelerine varmak kolay değil. Çitlerini görene kadar durmaksızın kazdırır. Tahta çitlerinde rüzgarların uğultular taşıdığı posta kutuları sallanır. Artık bahçe kapıları görünene kadar kazmayla, onu taşımaktan başka işim olmuyor. Neyse! Kazmak iyidir; zihni arkeolojik kıtlıktan korur. Her zaman soyu tükenmiş izlere ya da dizi dizi sıralanmış anforalara ulaştırmasa da reddetmiş kalabalıkların kovuşturmasından uzakta, tünellerinde sere serpe kalakalmaya değer. Nicedir daha çok uğruyorum bu küçük devranlara. Nitelikli dolanmak! Hatta birinin kapısına, kendime postalar gibi kısa bir not bile düşmüşüm. Hayret küflenmemiş! "Nicedir şunu da dinlememişim." diye...

13 Aralık 2019

Süha - Hora

Kendi müziğinin Hezarfen'i, değerli dost Süha, bu yılın sonunda HORA isminde güzel bir üçleme çıkardı. Bu üçleme, dünyanın merkezine inen kasvetli bir İstanbul tüneli gibi, yankılarıyla dramatik öykülere uç veriyor. Başarılar...

09 Kasım 2019

Kestanemtrak

Derinliğe meylederek diyorum ki; bu öyküm, Kayıp Rıhtım Aylık Öykü Seçkisi'nin #124. Kasım sayısında yayımlanmıştır.
-
Bu öykü aşağıdaki eserler eşliğinde yaşanmıştır.
Aphrodite’s Child – End of the World
Kitaro – Aurora
Wishbone Ash – Leaf and StreamP
ink FLoyd – Marooned
Benimle dünyanın sonuna gelmelisin.
Bütün gün sessiz kumların üzerinde uzanabiliriz.
Boris Bergman

Her şey kestanemtrak bir şekilde bitti. Çok, çok sessiz… Ve görünen, denizin ufkunda büyüyen serin sis. Büyük gürültülerden en ürkmüş fısıltılara kadar tüm kıpırtılar öylece kaldı. Kendi öyküsünün sonundaki bu dünyada son yapraklarına veda eden ağacın zayıflayan gölgesindeydik. Olay ufkunun kıyısına yaklaşırken bakıyorduk, yıldızların sönüşüne dalıp gitmiştik. Zamanın akışının kendi içine doğru yönelmeye başladığını hissettiğimizde neredeyse bütün bunları göremeyeceğimizi düşünürken, düşüncelerimizin bile donacağından korkmuştuk. Neredeyse göremeyecektim. Neredeyse hiç göremeyecektim; ağır ağır indi sarartı, okyanus ağır ağır duruldu. Varoluşun tüm seslerinin yankıları gökyüzü boyunca tuhaf izler bırakırken, milyonlarca yıldır gelip geçen göçmen kuşların kanat izlerine karışarak ufka doğru akıyordu. Bulut yorgunu damlalar havada asılı kaldı. Dallarıyla, gökyüzüne kök salıyormuş gibi duran ağaçlardan, kızıla çalan çürümüş yapraklar dökülüyordu. Yaprakların çoğu toprağa serilmişken, bir kısmı zamanın durağanlığına esir düşerek, gözle görülemeyecek bir süzülüşle havadan yerlere iniyordu. Toprak karışımı gök nasıl olur biliyor musun?