16 Eylül 2009

Çımacı

Denizcilikte, halat ucu anlamındaki 'çıma' yı, kâh iskeleye, kâh gemiye atan, bağlayan, savuran, kimi zaman gemiyi karaya düğümleyen, kimi zaman bırakan, karadan vapura gemiden karaya köprüler ve anlamlar kuran, tahta sürgülü demir korkuluklu köprüsünden herkesin geçmediği, yolcu vapurlarında sık rastlanan iskele yalnızlığının, hayatı kazanma ve görev gibi anlayışların insanla birleşen kelimeleşmiş hali.

Her hava şartında, iskele kenarında kimsenin umursamadığı bir karaltı gibi durur, oysa koca gemiyi bağlayandır iskele babası denen iskelelerin muhtelif yerlerinde bulunan demir kafalara... Sonra bir de hızlı hareketlerle tahta köprüleri sürüverir o demir kafaların şehri taşıyan ağırlaşmışlıklarından vapurun karnındaki düşüncelerin ayaklarına. Gemi sanki istemez karaya yapışmayı, arkasından deniz çeker gibi uzaklaşır hafifçe ve işte o sırada gerilir çımacının kalın ipleri ; Öyle ki o yüzden hep sökük sökük, lif lif duruşu görülür gerildikçe halatlar., vapur kusar içindeki kalabalığı önce, sonra şehir bir daha kusar vapurun içine, refüze edilmiş kalabalıklar birbirine karışır deniz ile şehir arasında.

Denizşehri olan diyarlardaki her ayak izinde, her seferde boynuna dev halatlar geçirilmiş iskele kafalarının infazî feryatları kalır, o yüzden gövdeleri tuz ve martı gırtlağıyla bezeli gemiye binmiş ve gemiden inmiş her beden, biraz acı bir hikaye bulaştırır şehre. Her çımacı çımacı değildir iskeleye ilk vardığında, yavaş yavaş çımacılaşır. Denize evrilen aklını taşıyan gözleri deniz fenerine dönüşür ağır ağır, martı çığlıklarıyla beslenir artık çay bardağı. Aklı, düşünceleri, kafası çımacılaştıkça; Kalabalıklardaki her bedendeki giysileri her giysideki ipleri görür. O yüzden elleriyle değil tüm bedeniyle bir anda kavradığı halatları bütün insanların düğmelerinden de geçiriverir. Kimisini denize iliklerken, kimisini dönmemecesine karanın iskele babalarına, o hergün halatlarla boğulan kafalara mıhlayıverir, kimse farketmez, vapurdan iskeleye sürdüğü tahta köprüyü tekmeleye tekmeleye geçen fütursuz deniz yolcuları da...

Bu deniz yolcuları dikkatle bakıldığında aslında hiç de deniz yolcuları değildir. Tek dertleri bir kara(nlık) dan bir kara (nlık) ya geçmektir. O yüzden deniz değil düpedüz kara yolcularıdır onlar. Gittikçe denizden uzaklaşan kara yüzleri ve durmadan çalan cep telefonları eşliğinde sakil bir alay gibi geçer giderler eze eze denizleri.. Acıyla bir bağırır ki gemi, sesi iskele ötesi şehrin tepelerinde iki kez yankılanır ve her gece çımacı, halatlarını deliğinden geçirdiği dev iğneleri kendine batırır.

İşte, iskelenin feryatlarında debelenip duruyor gibi gözükse de çımacı, gişedeki deniz hatları görevlisinden, iskelede bekleyen tüm yolculardan, vapurun derinliğindeki çarkçıbaşıdan ve hatta kaptandan bile daha denizdir.. Tuzludur elleri kolları, denizi denizden bakarak görür, karada duran bir deniz eskisidir çımacı, daha da eskiyenleri de deniz neferi.. İşte çımacı her gönderdiğinde gemiyi ve yalnızlığında iskelenin, o izlere bakarak içer çayını ; Uzak uzak gemilere atarak çımasını.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder