15 Temmuz 2012

Karşılaşma

Öyle geçişsiz bir ayrıntıdır ki; seslerin içinde bir an duyulup diğer bütün seslerin sesini etkileyecek kadar güçlü ve bir o kadar da kısa beliren ve belki fark edilen anlık bir ünlemin, birbirlerini tanımalarına rağmen birbirlerinden kaçmaya çalışan ve kendine bir başka nokta arayan gözlerin seri kaçamaklarda birbirleri ile çarpıştığı anların, mecburi karşılaşmalarda söylenen tatsız sözlerin dışına taşabilmiş içten bir sesin, küçük bir çocuğun annesine yapmış olduğu resmi gösterirken annesinin gözlerine bakmadan hemen önceki bakışının büyüdüğü küçücük dünyasının, çocuğuna bakan annenin gözlerinden içeriye giden kendi çocukluğuna ait hatırladığı minik bir anın içinde belirebilirliği yüksek bir sesin veya ağladığını gizlemeye çalışan kızın ağladığını ıslak parmaklarından anlayan aşığının hüzünlü bakışında uğuldayan şefkatli sesin içinde gelip giden bir fısıltı yankısı gibi asılı kalmıştır bu ayrıntı.

İşte bu yüzden fark edilmeyen, gözden kaçan, kalabalıkların içinde belli belirsiz bir özlem bulutu gibi dolaşan bu ayrıntının içinde saatlerce, belki günlerce hatta belki zamansızca kalıp da, genişleyen düşler ve düşüncelerden geçe geçe yeni yeni detaylar ve coğrafyalar sunarak kendilerine ve birbirlerine giden yollarda seyahatlere uzanan iki aşığın sırrı yatmaktadır.

Sırlarını büyütüşleri ve içlerinde çekici sırlar doğuran fısıltıları, fısıltıları ile karışan ve sırları ile sevişen ruhlarının uykulara yattığı yeni hikayeleri, yeni hikayelerini yaşadıkları başka hikayeleri, bu başka hikayelerin mutlu ya da hazin sonlarından dışarıya taşan ve gökyüzü serinliğine, batan güne, doğan şafağa, geniş çayırlara ve belki de görkemli gölgelere varan başka başka hikayeleri de yatmaktadır bu ayrıntıda.
Yani içinde ayrıntılar yatıran ve çoğaltan hikayelerin içindeki her köşede, her uzunlukta, her çıkıntıda, her loş sokak sessizliğinin yankılarında, her sokak lambasının titrek ışıklarının vurduğu karmakarışık ağaç dallarının kenarlarında uç veren cüretkar filizlerde ve bunları da kapsayıp yetemeyen ve genişleyen bu ayrıntıda sadece kendilerinin başka başka hikayelere büyüdüklerini bilmenin hazzı da yatmaktadır. Hatta geceler boyu meraklı gözler ve sevecen ellerle yıldızlara bakmanın, sorgulamalarla derinliğe doğru süzülen sıcak sohbetlerin, iç çekişlerin, yarım duruşların, uykulu dalışların, dokunuşların, sarılışların, yanyana uzanışların, keşiflerin, bahçelere kaçışların, gölgelere akışların, gizliden dünyaya bakışların, rüyalara yatışların hazlı hikayeleri de yatmaktadır bu ayrıntıda.

Birbirine titreyerek uzayan bakışların, hüzünlü ve mahçup çocukluklarını yanyana getirip de birbirine sarışları, ifadelerinin sınırlarından taşan duygularını derin sessizliklerle ellerine bırakışları, küskün kabaran ve zamanlarca içlerine akıttıkları billur yaşlarını birbirine sunuşları, her fırsatta eflatuni, kestanemtrak, mavi, beyaz ve deniz grisi bahçelere kaçışları ya da aslında ah hep o bahçede oldukları yatmaktadır bu ayrıntıda.

Mesela, soğuk gecelerde daha bir çocuktur, daha bir yalnızdır biri. Ve unutulmuş sevgi sıcaklıklarından bir kuşluk vakti odun taşıyıp, sobayı yakmak ve hizmet etmekle cezalandırılmış küskün kader gözlerinde salıncak sesleri titreyen küçük bir kızdan uzatır ellerini... Okuldan kaçıp kırlara uzanarak bulutlardan şekil çıkarmaya çalışan küskün bir çocuktan uzanarak tutarken öbürü, kendine uzanan küçük kızın ellerini. Genç bir kız iken kendini makyajsız sevdiğini, babaannesinin aldığı kurallar ve sıkıntılarla bezenmiş hediyelerini, gizlice ağladığı köşeleri, kendine bile bile ettiği zulümleri düşünür biri... Yırtık ayakkabılarından fışkıran maviliklerle, suya düşen arıları kurtarmaya koştuğunu, derslerden en çok coğrafyayı sevdiğini, radyoda şarkı söyleyen adamın o küçük radyonun içinde nasıl da sıkıldığını düşünür diğeri... İşte öylece, mahrum kaldıkları oyunları birbirlerine öğretme isteğiyle heyecandan yürekleri tıp tıp atan iki aşık çocuğun gözlerinde belirirken düşleri, yaklaşır, yaklaşır, koşarlar, düşerler, sarılırlar, kalkarlar, dersten birlikte kaçar, terli terli su içer, dondurmacıya giderler, incir ağaçlarına dala çıka sokaklara, sokaklardan uzaklara, uzaklardan karşılaşmalara, karşılaşmalardan kendi bahçelerine varırlar yine bu ayrıntıda..

Öyle ki, yazgının içinde çoğlarak derinleşen bir yazgı gibi kendi sesi, kendi özü, kendi tadı, kendi ışığı, sevgisi, acısı, korkusu, aşkı, bahçeleri ve sokaklarıyla bu iki onmaz aşk hastasının kıpırtılı ayrıntılarına akmaktadır ve işte böyle bir gölge gibi geçmeleridir mesela kqalabalıların kıyılarından. Ya da bir şarkı, bir ıslık, kendini aşan bir sözle kendilerine eşlik etmeleri yatmaktadır bu ayrıntıda ; uzanan kolları, değen tenleri, özlemli varlıkları, delicesine sevmeleri ya da hiç unutmayışları yatmaktadır. Tasarlanmış başka bir hayatta yaşaşdıkları, beraber oldukları ve hatta orada beraber ölecekleri ve hatta hatta bu defa hikayelerinin içinde uç veren başka ayrıntılardan başka hayatlara akarak mutluluklar yaşadıkları da yatmaktadır bu ayrıntıda. Ya da kabulleniş ve masumiyetin ağlamaklı süzüşüyle uzaklardan el vermektedirler birbirlerine...
Hüzne bulanmış hikayelerini düşte bırakacak kadar ateşli ve mütevazi yücelmektedirlerdir. Kalabalıklarda gezinen ve aslında birbirlerine değiyormuş ayrınıtısında birbirlerine zamansızca dolanıp ayrılmayan bu iki aşık ruhun gözlerinden ufka uzayan parıltılarda buruk mutluluklar, yansıyan hüzünler, büyüyen dalgalar, esen rüzgarlar, eflatun bulutlar akıyordur sanki...

Öylece bir ayrıntı, küçük karşılaşmalar, yanından geçmeler, durup duruşlar, susup susuşlar, bakıp kaçışlar ve kaçıp da bakakalmalarda gizlenen, gizlendikçe büyüyen, fark edilemeyen devasa bir ayrıntı olarak karşılaşmalardan bir karşılaşmada, yaklaştılar, yaklaştılar ve kendilerini bir merhabaya sığdırırcasına yüreklerinden gökyüzüne dağıldılar. Bizden başka kimse fark etmedi...

Belki de fark edilmeyen bu ayrıntı şehri gecelerine özgü belirip sönen ışıkların en silik parlayanı olarak zamanlar zamanlar önce gelip gitmiş bir şarkıcı sesiyle dolaşır sokakları, sevdirir yalnızları ki kendisi şarkısından hazin, gözleri sözlerinden yaşlı... Alta Gracia...

S. 
Eski h.eylül

1 yorum:

  1. Bu yazında öyle bir paragraf var ki;
    Her ne zaman okusam (belki yüzlerce kereyi bulmuştur) aynı şey oluyor..
    Bir nefeste okuyup bitiremiyorum. Boğazım düğümleniyor, nefesim daralıyor, gözlerim buğulanıyor..Ve her seferinde o paragraf yarım kalıyor. Tekrar tekrar dönüyorum bir satır sonra yine yarım kalıyor. Bir yazının içinde bir paragrafta bu kadar zorlanmak nedir diye sorup duruyorum kendi kendime. Her okuduğumda tekrarlıyorum neden diye..
    Bilmiyorum doğrumu?
    Bu paragrafta dehşet bir yoğunluk var, yaşanmadan önce, yaşanmışlık var. Yaşadıktan sonra derinlik var.Yazıyı okuyan ikinci , üçüncü şahısların ruhuna tokat atma var..Öyle minik bir tokat değil ama, tam anlamıyla bir OSMANLI tokatı var..
    Nicelere..

    YanıtlaSil