01 Ocak 2015

Zaman var, hesabı yok!

Şu dünya çoğulu ile birlikte kullandığımız ve tüm hayatımızı ona göre planladığımız miladi takvim (asıl adı gregoryen takvimi), diğer takvimler arasında hatası en az olan takvimdir. Zira kusursuz takvim yoktur, olmayacak.. Kullana geldiğimiz bu güneş-zaman bazlı takvimlerimiz de eski Mısır a dayanan takvimdir. İyonlar ve Yunanlılar tarafından batıya yayılmıştır. (bkz. Jüstinyen takvimi)

Saatin 60 dakikaya bölünmesi Babillilerden, 24 saatlik gün Mısırlılardan, Romalıların sonradan yaptıkları değişikliklerle, aylar yunanlılardan kalmadır. romalı julius sezar ve ondan sonra imparator Augustos Temmuz(July) ve Ağustos (August) aylarına adlarını vermişlerdir ve şubattan birer gün alarak kendi aylarına eklemişlerdir. Yıldan geri kalan bir çeyrek günü hesaba katmak için Sezar dört yılda bir, şubata bir tam gün eklemişti

Bu takvimde teknik açıdan gözden kaçırılan iki husus, bunlardan ilki İsa Peygamberin doğum tarihi olarak kabul edilen 0 yılının aslında hiç olmamış olması (çünkü takvim zaten, eski Mısır ve iyonlardan sarkarak gelmiştir), ikincisi ise julyen takviminde güneş yılının tam 365 gün 6 saat değil, bundan 11 dakika, 14 saniye daha kısa olmasıdır.

Uzun dönem çok fazla hatalarla kullanılagelen bu Julyen takvimi,
1581 yılında (bu da bu takvime göre tabii) papa 13. Gregor tarafından ciddi şekilde elden geçirilerek hataları indirilebilecek son noktaya kadar giderilmiş ve Gregoryen takvimi olarak, şu anda da kullanmakta olduğumuz son halini almıştır. 

Bizim miladi takvim diye bildiğimiz takvim esasında biriken zaman farkını ortadan kaldırmak amacıyla papa 13. Gregor tarafından 1581 yılında, 4 ekim tarihinden hemen sonra 15 ekim tarihine geçilmesi ile oluşturulmuş gregoryen takvimidir.

Buna rağmen, her yıl ortalama 6 saatlik bir zaman devir ederek artmakta ve 4 yılda bir de bu arta kalan zamanlar, 29 Şubat olarak karşımıza çıkar. Ayrıca bu 6 saat sarkmanın dışında, takvimin matematiksel yapısından kaynaklanan yılda 24 saniyelik bir arıza oluşmaktadır. Bu 24 saniyelik arızaların da, 1 gün eklentisi olarak karşımıza çıkması için 3600 sene beklenmesi gerekir. Yani bir yıl tam olarak kaç gün olduğu hemen hiç bir takvimde net olarak açık değildir.

Biz Türklerin İslamlaşmasından 1926 yılına kadar kullandığımız Hicrî takvim ise, Allah 'ın elçisi peygamber Muhammed (selam olsun) 'in Mekke 'den Medine 'ye hicrete başladığı günü Müslümanların takvim başlangıcı olarak kabul etmesi ile oluşan takvimdir ve miladi takvim gibi güneş değil, ay hareketleri üzerine oluşturulmuş yine 12 aydan oluşan takvimdir. O yüzden örneğin Ramazan ayı miladi takvime göre 10 gün gerileme olarak dönüşüm yapar.... Bu takvimin başlangıç yılı, miladi takvim gibi şahibeli değil tarihsel kaynaklara göre nettir. Ama buna rağmen bu takvimde de tam kusursuz değil, saat sarkmaları devir ederek gider.

Bu takvim meselesi yüzünden mesela çoğu kaynaklardaki tarihsel bilgiler, hesaplamalar matematiksel olarak aslında net değildir. Örneğin İstanbul'un fethi 29 mayıs 1453 değil 8 haziran 1453 te yapılmıştır da denebilir ama bu bile tam kesin bir bilgi olamaz.. 

Bugün gerçek anlamda hangi yılda hangi günde olduğumuz belli değildir.
Anlamı yoktur ve çok da önemli değildir. Sanırım önemli olan içinden nasıl geçtiğimizdir...

-anonim alıntılarla derlendi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder